Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla hepimiz birtakım şeylere özenir olduk. Estetik görüntüye o kadar odaklandık ki hayatımızı nasıl yaşadığımızdan çok, dışarıdan nasıl göründüğüne önem vermeye başladık. Bu durum beni ne kadar rahatsız etse de kabul etmeliyim ki ben de sosyal medyanın esiri olmuş durumdayım. Özellikle TikTok’un…
TikTok’un favorim olmasının sebebi sanırım diğer platformlara göre daha eğlenceli olması. Ama hakkını yemeyeyim; sosyal medyanın bana kattığı güzel bir şey de var: Hayatımı romantize etmeyi öğretti.
Diğer yazılarımdan da bildiğiniz gibi ajanda tutan bir insanım. Bir gün yine ajandamı ve günlüğümü doldururken kendime şöyle bir soru sordum:
“Şu anki hayatım bir dizi olsaydı, izleyenler bana ne diye bağırırdı?”
Bu soruyu kendime sorduğumdan beri hayatımı biraz daha bir dizi gibi görmeye başladım. Dolayısıyla her gün de benim için yeni bir bölüm gibi…
O yüzden artık her güne bir isim veriyorum. Bölüm başlığı gibi düşünebilirsiniz. Bugünün adını soracak olursanız henüz karar vermedim ama muhtemelen bu yazının sonuna geldiğimizde karar vermiş ve sizinle paylaşmış olurum.
Şimdi asıl sorunun cevabına gelelim.
Bence izleyenler beni çok sıkıcı bulurdu.
Çünkü belli bir düzeni olan, hemen hemen aynı günleri yaşayan bir kızım. Bazı bölümlerde gerçekten hiçbir şey olmuyor. Uyanıyorum, yapmam gerekenleri yapıyorum, ajandamı dolduruyorum, kitabımı okuyorum, evde takılıyorum… Seyirciler ekranın karşısında “Of, yine mi?” diye bağırabilirdi.
Ama sonra şunu düşündüm:
Gerçekten hayatım mı sıkıcı, yoksa sosyal medya bize normal bir hayatın sıkıcı olduğunu mu öğretti?
Çünkü sosyal medyada sürekli bir şey oluyor. Birileri seyahatte, birileri âşık oluyor, biri hayatını baştan yaratıyor, biri inanılmaz estetik bir sabaha uyanıyor. Biz ise kendi hayatımızın kamera arkasını, başkalarının en iyi sahneleriyle karşılaştırıyoruz.
Belki de her bölümün olaylı olması gerekmiyordur.
Howard Falco’nun da dediği gibi, “Kaosta bile düzen vardır. Her kaosun altında aynı neden vardır: dengeyi bulmak.”
Belki de benim hayatımdaki o tekrarlar da düşündüğüm kadar kötü değildir. Sonuçta hayat dediğimiz şeyin büyük bir kısmı o “hiçbir şey olmayan” günlerden oluşuyor. Ve galiba ben artık o günlerin de kendi içinde güzel olabileceğini öğreniyorum. Düzen bazen dışarıdan sıkıcı görünebilir ama bana iyi gelen şeylerden biri de tam olarak bu düzen.
Yine de seyirciler için küçük bir müjdem var: Dizinin temposu iki gün sonra biraz artıyor.
Hastane günlükleri geri dönüyor.
Konudan konuya atlamışım gibi olmasın; bunu gelecek bölüm fragmanı olarak düşünün. İlk stajımı merak ettiğinizi biliyorum. İlk stajım KBB oldu ve yaklaşık üç hafta sürecek. Üstelik ilk günden polikliniğe başlayacağız.
Kim bilir, belki bir sonraki yazımın konusu çoktan belli olmuştur.
Ama şimdilik bugünkü bölüme geri dönelim.
Bu dizi fikrini düşündüğümde en çok neyi merak ediyorum biliyor musunuz?
Eğer gerçekten bir dizinin başrolü olsaydım, seyirciler yanıma nasıl bir karakter yakıştırırdı? Hangi kararlarımda ekrana sinirden bağırırlardı? Hangi anlarda “Sakın!” derlerdi? Ya da hangi sahnelerde “Nihayet be!” diye sevinirlerdi?
Belki insan kendi hayatının içindeyken bazı şeyleri göremiyor. Dışarıdan izleyen biri ise hikâyenin nereye gittiğini bazen başrolden daha iyi görüyor.
Ve söz verdiğim gibi, yazının sonuna geldik.
Sanırım bugünkü bölümün adını buldum:
Anne Eli.
Annem birkaç gündür benimle kalıyor. Anne elinin değdiği yer güzelleşir derler ya, bizim evde de tam olarak öyle oldu.
“Annen birkaç gündür yanındaysa neden bugünün adı Anne Eli?” diye sorabilirsiniz.
Çünkü bugün farklıydı.
Bugün evin içinde her zamankinden farklı bir enerji vardı. Gün içinde birkaç kez durup, “İyi ki annem burada, iyi ki yanımda.” diye düşündüm.
Belki dışarıdan bakıldığında bugün dizinin en heyecanlı bölümü değildi. Büyük olaylar olmadı, dramatik bir sezon finali yaşanmadı.
Ama galiba hayatı romantize etmek tam olarak burada güzel bir şeye dönüşüyor.
Her günü olağanüstü hale getirmeye çalışmak değil; sıradan bir günün içinde, daha sonra özleyebileceğin küçücük bir şeyi fark etmek.
Ben bugünkü bölümümün adını buldum.
Anne Eli.
Peki sizin bugünkü bölümünüzün adı ne olurdu?
Yorumlarda buluşalım.
Sizi seviyorum. Bir dahaki yazımda görüşmek üzere…

