Hiçbir yere ait olmayan saatler

Son zamanlarda hayatımın asıl kısmı, hiçbir yere ait olmayan saatler içinde bir yerden diğerine giderken geçiyor gibi hissediyorum. Geçen hafta bunu en çok, üroloji stajı için dört gün boyunca Pendik’e gidip gelirken fark ettim. Yol uzundu. Sabah çıkıyor, staja gidiyor, sonra aynı yolu geri dönüyordum. Günün büyük bir kısmı, sanki hiçbir yere ait olmayan bu saatlerin içinde kayboluyordu. O saatlerle birlikte ben de hiçbir yere ait değilmişim gibi hissediyordum. Aidiyet duygumu kaybetmiştim sanki.

Mavi gökyüzü ve beyaz bulutların altında Pendik Belediyesi binası

Şimdi dönüp bakınca, olayların arasında kalan küçük anlar hayatım olmuş gibi geliyor. Pendik yolculukları, dönüş yolunda biten şarjım, arkadaşımla attığımız kahkahalar, belki bir bardak karanfilli çay… Bir yandan da büyük olayların olmayışı, biraz huzurun garantisi gibi geliyor bana. Bitirdiğim Ben Kimim? adlı kitapta Howard Falco şöyle yazmıştı: “Belirgin, memnun ve huzurlu bir zihin dengeli bir enerji halinin işaretidir.”

Bu cümleyi okurken kendi hayatımdaki o küçük anları düşünmüştüm. Sanırım hem o anların içinde huzur buluyor hem de günlerin böyle geçip gitmesine anlam vermeye çalışıyordum.

Dürüst olmam gerekirse, bu satırları yazmaya başlayalı bir ay geçti. Bir yandan küçük stajların sınavları, bir yandan TUS için kitap doldurmak derken zaman hızla akıp gitti. Şimdi anestezi stajındayım ve oldukça keyifli ilerliyor. Tek sıkıntısı, sabah 07.50’de ameliyathanede olmamız. Hatta ileride yapabilirim dediğim nadir bölümlerden biri oldu.

Stajın böyle ilerlemesi hoşuma gidiyor. Yine de günün sonunda kendimle baş başa kaldığımda, hayatımın diğer taraflarında kuramadığım düzen aklıma geliyor. Burada çoğu zaman hayatımdan, hissettiklerimden bahsediyorum ya; sanırım yine biraz içimi dökeceğim.

Beni en çok düşündüren şey, bunu daha önce yapabilmiş olmam. Üç yıl önce de hayatım böyle karambole gidiyordu. Bir anda bir karar verdim ve büyük bir kararlılık, disiplin ve istikrarla harekete geçtim. Başarılı da oldum. Tüm düzenimi oturtmuştum. Şimdi ise o düzen yeniden bozuldu.

Ama bu sefer bir fark var: Ne istediğimi bildiğim hâlde başlayamıyorum.

Günler, haftalar, aylar geçiyor; ben hep aynı yerdeyim sanki. Bazen hayatımda biraz daha düzen ve özgüven olsaydı, sıradan bir günümün nasıl geçeceğini düşünüyorum. Sonra, istediğim o güne doğru neden bir türlü adım atamadığımı sorguluyorum.

Üstelik bu kez hayatımda bana çok iyi gelen bir gelişme de var. Birinin seni düşündüğünü bilmek önemli bir şey. Çok sıcacık bir şey, sonuçta. Belki de bu yüzden beni harekete geçirmesini bekledim. Bir şeylerin daha kolay olacağını düşündüm. Ama içimde beklediğim değişiklik olmayınca, buna bile tutunamamak yeni bir soru işareti olarak geri döndü bana.

Onun varlığı bana iyi geliyordu. Peki, içimdeki bu soğukluğun sebebi neydi o zaman?

Bunu düşündükçe sağım solum çıkmaz sokak gibi geliyor. Kaybolmuşum da bir noktada bunu kabullenip kaybolduğum yerden uzaklaşamıyormuşum gibi hissediyorum. Daha önce çıkış yolunu bulmuş olmak da şimdi hangi yöne gideceğimi söylemiyor bana.

Bir ay önce yolda geçen saatleri anlatmaya başlamıştım. Şimdi bu yazıyı tamamlarken, o yolculuklarda hissettiğim aidiyetsizliğin hâlâ benimle olduğunu fark ediyorum. Neden başlayamadığımın cevabını henüz bulamadım. Ama uzun bir aradan sonra buraya dönüp bunları anlatmak istedim.

Sizin de böyle hissettiğiniz bir döneme denk geldiysem, belki bu satırlarda kendinizden bir parça bulmuşsunuzdur. Bir parça içinize dokunabildiysem ne mutlu bana.

Umarım bir sonraki yazımda görüşürüz…

Pencere önünde çay ve açık defter, dışarıda akşamın ışıkları

📖 İç Cep Günlüğü’ne Katıl

Yeni yazılar yayımlandığında ilk sen haberdar ol.

İstenmeyen e-posta göndermiyoruz. İstediğin zaman abonelikten ayrılabilirsin.

📖 İç Cep Günlüğü’ne Katıl

Yeni yazılar yayımlandığında ilk sen haberdar ol.

İstenmeyen e-posta göndermiyoruz. İstediğin zaman abonelikten ayrılabilirsin.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top